Genel

Siyasi Yaklaşımlar – Reform mu, Gelenekçilik mi?

Avatar
Fransız Devrimi Temsili Resim

Fransız Devrimi Temsili Resim

21. Yüzyılda ülkelerin belki de en çok tıkandıkları nokta da siyasi düşüncelerin kendi içlerinde yenilenme mi yoksa geleneklere bağlılık mı, konusunda çekinceleri olmasıdır. 1. Dünya Savaşı ve beraberinde kitleleri yoğun derecede etkileyen siyasi akımlar en çok ortodoks yönetimleri ve tekelci yönetimleri ciddi anlamda sarstı. Krallar – Soylular, dinci burjuvazi ve din adamları,  toprak ağaları, askeri erk, derebeyler bu siyasi akımdan ciddi anlamda zarar gördüler. Fransız ihtilali sonrası gelişen fikirsel akımlar da siyasi iktidarlara da izlemesi gereken yolları dayatıyordu tabi ki. Liberalizm, Komunizm, Amerikan Emperyalizmi – Pragmatizmi, Sosyalizm, Nasyonal Sosyalizm ( Bu Alman Hitler’in Nazi Düşünce Akımıdır ), Faşizm, Anarşizm gibi düşünce akımları, siyasi zeminde ciddi anlamda tutunmayı başardılar. Hatta bu akımlar ülkelerin idari biçimlerini bile uluşturmaya başladı. Nitekim Sosyalizm veya Komunizm Rusya’da ciddi anlamda yerleşen ulusal bir siyaset ve yönetim biçimi oldu. Almanya Lideri Hitler de keza Nasyonal Sosyalizm Siyasi düşüncesinin Almanya’nın tek kurtuluşu olduğunu düşünüyordu. Hatta okullarda zorunlu olarak çocuklara bu yönde siyasi düşünceleri empoze etmekten kaçınmamıştır Hitler. Dikkat etmekte fayda var; burada saydığım siyasi – düşünce akımlarının temelini ‘özel mülkiyet – tekelci burjuvazi’ ilişkisi belirler. Bazı düşünürler Nasyonal Sosyalizm’i bunun dışında tutmaya çalışsa da yine bakıldığında Hitler’in Alman halkına zenginlik vaad etmesinin sebebi de aslında budur. Yine buna bağlı olarak Faşizm de mülkiyet ilişkisini ön planda tutarak kitleleri düşüncenin masumiyetine odaklandırmış; refah seviyesinin ancak buna bağlı olarak yükselebileceği tezini savunmuştur.

Tarihin her safhasında ‘güç’ mücadelesi olmuştur. İster dini, ister askeri erk, ister toprak ağaları ( günümüz fabrikatörler ),  ister feodal beyler… Fakat gariptir ki bu güç mücadelesinde hiçbir zaman ‘halk’ olmamıştır. Veya ‘halk’ hep bu mücadelenin asıl sahipleri gibi lanse edilip hep bu mücadeleden uzak tutulmuşlardır. ‘Halk’ adına kararlar almak veya sonuçlandırmak hep ‘güç’  unsurunu elinde tutanlar sayesinde icra edilir. İşte bu siyasi düşünceler yine ‘halk’ adına ‘reform’a yönelebilir veya gelenekçi çizgilerinde devam ederler.

Yukarıda bahsi edilen siyasi düşüncelerin bir kısmı veya çoğu günümüzde bazı formlar değiştirerek karşımıza çıkar. Çoğunun da kullandığı siyasi diller ‘iş – aş – huzur’ olmasının yanında; özgürlük, eşitlik, adalet gibi temel hak ve özgürlükleri baz alarak ‘ezen – ezilen’, güçlü – güçsüz, köylü – fabrika sahibi gibi bireysel ve toplamsal propogandaları kullanırlar. Artık sorumuzu soralım; Bu siyasi yaklaşımlar madem ki halen de var, o zaman neden biri diğerinden daha baskın değil? Veya neden bu siyasi düşünceler neden yok olup gitmedi, neden bu düşünceleri uygulayan ülkeler veya iktidarlar ülkelerini refah seviyesine ulaştıramadılar? Neden bir siyasi düşünce bir diğerini etkileyip yok edemedi? Din neden yüzyıllardır siyasi çizgide etkin hissedilemedi? Komünizm ütopya mı ? Liberalizm gerçekten de burjuvazinin gücü mü? Domakrasilerde neden ‘Eşitlik – Adalet – Özgürlük’ sloganını kullanmasına rağmen tekelci burjuvazinin ‘tekel’inden kurtulamamıştır? Adalet gerçekten de zenginlerin zenginliklerini korumaları için uydurulmuş bir terim midir? Monarşi ‘eskidi’ diyenlere inat neden halen dimdik ayaktadır?  Sağ mı daha realist; yoksa solun kullandığı yöntem mi kusurlu? Yoksa kesin bir dille sorulacak soru : ” Her siyasi düşünce kendi burjuva sınıfını oluşturup bu sınıfı koruma adına her türlü olay – olgu – propogandayı bu şekilde mi dizayn ediyor?”

Sorular uzadıkça uzar. Sorduğum son soru aslında çok farklı bir yazının sorusu. Cevaplandırılması gereken o kadar çok soru varken şimdilik birkaçını yazdım. Plansız bir yazı olacağı kesin. İrdelemek istediğim konu aslında bu siyasi düşünceler kendilerini yenilemeye tabi tutuyorlar mı yoksa gelenekçi çizgide varlıklarını sürdürme derdindeler mi? Bütün bu sorulara bir sonraki yazımda detaylı bir araştırma yapıp da ele alacağım.

Yazar Hakkında

Avatar

Suat Tusun

Bir enaniyet abidesi. Yazılımla ilgileniyor. Visual C# bildiğini sanıyor. PHP'de iyi. Ağ - sanallaştırma da bildiğini iddia ediyor. Grafik ortamla arası iyi değil. İngilizcesi güzel. Arapçası idare. Kürtçesi de harika. Hacking-Penetration'a ayrı ilgisi var. Judo biliyor. Silahlara merakı var.

Yorum Bırak